Hakkımızda | Tarihçe


Tarihçemiz

Değerli misafirlerimiz,

Restaurant’ımızın bulunduğu bina yaklaşık 250 yıllıktır. 1914 yılında Lejyon askerlerinin de bir müddet yatakhane olarak ikametini sağlayan bu yer, Rumlara ait olup, Dimitrakopulo şaraplarının deposuydu ve satış mağazasıydı. Beş kargir dükkândan ibarettir burası.

Fakat ne Şaraptı onlar……. İçtin mi 2-3 bardak ‘’Leylayı görürdün karşında’’…….

Neyse; Biz işimize bakalım,

1914 yılında Fayton ve At Arabası tamircisi olan Boğos Akşar tarafından Rumlardan kiralanıp Yapım Atölyesi olarak hizmete girmiştir. Küçük amcam Kunuralp Aslan’ın da 12 yaşında 1946 yılında Boğos ustanın yanında çırak olarak işe başlamasıyla onun 60 yıl sürecek olan çalışma serüveni başlamış oluyordu.

Boğos usta amcamı 12 yaşında çırak olarak işe almış, onu yetiştirerek kalfa ve müteakiben usta yapmış. Askere gittiği zaman ona harçlık göndermiş. Dönüşte tekrar işe başlatmış. Evliliği için finans kaynağı olmuş.

Daha ne yapsın adam!

Bal gibi baba evlat ilişkisi doğmuş orada.

Ben de bunları bildiğim için Boğos Akşar ustanın 1930 yılında gezmeye gittikleri Fenerbahçe burnunda çektirdikleri fotoğrafı Torunu Herman Akşardan alarak kendimize Alameti-Farika yaptım. Onu, büyüterek Restaurant’a astım ayrıca internet ortamında tüm dünyaya yayınlıyorum.

Ruhu şad olsun. Ona vefa ve minnet duyuyorum.

Amcamın burada geçirdiği 60 yılın içerisinde, benim de şahit olduğum birçok anı vardır.

’’’Gelin, bunlardan bir ikisine kulak verelim’’’

’’’Yani, fayton tekerleğinin yeni çemberinin takım işlemine’’’

Kunur usta, körüklü demir tavlama ocağında döndüre döndüre ısıtıp çap’ını genişlettiği demir çemberi, daha önceden yerdeki tekerlek aparatına bağladığı ahşap tekerlek iskeletinin üzerine koymasıyla o büyük çok sesli operasyon, balyoz ve tahta çatırdamalarıyla başlardı. Nal’a bezeyen iri demir çektirmelere takılan sırıkların gerilmesi için etrafa haber salınır. Çünkü en az Kunur usta hariç 3 kişiye ihtiyaç vardır bu işlem için. Aksi takdirde eksantrik gerdirme olacağından demir çember tahta tekerleğe girmezdi. Yardımcıları rahmetli Kahraman kalfa, daha sonra Yunanistan’a yerleşen Aleko usta ve etraftan yardıma gelen diğer kişilerle işlem başlar, Ahşap gıcırdamaları ve çekiç sesleri arasından amcamın sesi yükselir;

Gerdirmeye yardım edenlere bağırmaktadır o esnada;

‘’Çek be oğlum!

‘’Asıl!

Kunur usta sol elindeki takoza tekerleğin üzerine çıkarak balyoz ile vururdu ve aynı zamanda etraf kızgın demir çemberin ahşabı yakmasıyla kesif bir duman oluşturur ve ortalığı kaplardı.

—Ve nihayet birkaç dakika sonra çember tahtaya geçmiş, yüzler mutlu, herkes Kunur ustaya bakar.

— O da ‘’hayde oturun bakalım şuraya’’ der,

__O yanan tahtanın is’inde, operasyon esnasında durmak alimallah 5 paket sigara içmeye bedeldi.

__Düşünün bakalım; o zamanın komşularının fedakârlıkları? Günümüzdekilere benziyor mu?

— Kunur usta, bir arabacının oğlu vardır genellikle orada, ona seslenir,

— ‘’Veysel hade oğlum söyle bakalım çayları, kahveleri’’

Çaylar, kahveler gelir. Gelir ama o kızgın demir çemberin yaktığı ağaç dumanı henüz kaybolmamıştır. Buna rağmen herkes mutlu bir eda ile çaylarını yudumlar ve sohbete başlarlar. Etraftan ona yardım edenler, o güzel insana yardım etmenin haz’ını yaşarlardı hep. Dile kolay 60 sene sürdü bu yardım. Beşeri münasebetler bir başka güzel lezzetteydi o tarihlerde.

------******------

Aaaah …… Bir de Aleko usta vardı rahmetli oldu Atina’da. Zaman zaman Yeldeğirmenindeki 3 katlı evini satıp Yunanistan’a göç etmeyi planlayan muhteşem bir Rum Beyefendisi. Müşvik, hatır naz, herkese hatırını sorar. Vermezdiler be; adama evinin tam değerini bizim çakallar, adam ailesini taşısın Atina’ya. Sonra halletti ¼ fiyatına garibim, göçtüler Atina’ya o yaş dan sonra. Restorasyona başladığım zaman Aleko ustanın Amcama gönderdiği Kartpostalı gördüm dolapta. Okuduktan sonra oturdum ağladım bir köşede. Gelde ağlama ! İşte size, Atinaya gittikten sonra amcama gönderdiği kartpostal ve yazdıkları.

Üçer beşer gittiler, onlara sahip olamadık. ’’Ekalliyet gitti’’ İstanbul bitti’’’ Şimdi vurun dizlerinizi! Bakalım geri getirebilir miyiz?

Asla!!!!

Birileri var ki; Onlar ne demek istediğimi iyi anlarlar. Anlarlar da sesleri çıkmaz…..

Neyse; Biraz da neler yaptık onlardan bahsedeyim.

2006 yılında Amcamın vefatından sonra Restorasyona başladığımın 2. Ay’ında Restaurant’ın üstünde bulunduğu parsellerle ilgili bir şeyler duydum. Yıkılıp kat otoparkı olacağına dair.

Evet, bu konuyu internetten araştırdığımda ciddi bir yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya olduğumu fark ettim.

Binanın tek kurtuluşu, zaten Tarihi-eser niteliği taşıyan yerin Tarihi- eser olarak tescil edilmesi ile alakalıydı.

Doğru Anıtlar Yüksek Kurulunun yolunu tuttum. Öğrendim ki, tescil olmamış.

Hemen dilekçemi verdim ve Taksim deki Atatürk kitaplığına gittim. Alman mavileri ve Topograf Pervitich’e ait paftaları karıştırdığımda aradığım pafta 1938 yılında yapılmış yerleşim planı önümdeydi.

Şimdi Kadıköy’ün bizimle alakalı tarafına ait 12. Pafta Restaurant’ın duvarında asılıdır. 2. Kopyası ise 5 No lu Anıtlar Kurulunda buraya ait dosyadadır.

Böyle ‘’Harlım Şar lop’’ gibi kolay mı oldu sanıyorsunuz bu işler. 1.5 sene uğraştım Tarihi-Eser tescili için. Eğer uğraşmasaydım, Ne ben, ne bu tarih, ne bu duvarlar, hiçbir şey göremeyecektiniz.

Göreceğiniz tek şey otopark olacaktı.

Şimdi burada ne yapıyoruz?

Ben 1953 doğumluyum. Ucundan, mucundan yakaladık eski İstanbul yemek ve meze kültürünü. Babamızın, dayımızın yanında sebeplenirdik mezelerden. Kalamış’ta ki ünlü TODORİ, Modadaki ünlü KOÇO meyhanelerinde.

--Birde kırık Türkçesi veya Rum şivesiyle konuşan garsonlar vardı o zamanlar. ‘

’Hos geldiniz, buyursunlar Pasam soyle’’

Neden garsonlar Rum veya Ermeniydi, çünkü onlar bu işleri en iyi bilenlerdi. Yeni gelen misafire baktığı anda, onun sosyal durumunu fark eder, ona göre davranırdılar. Ben bu meslekten değilim ama. Bütün bu yaşadıklarım bana tecrübe oldu.

Ayrıca unutmayıp evimizdeki mutfakta da hobi olarak ürettiğimiz mezeleri misafirlerimize ikram ettim yıllarca. Lakerdasını, Çirozunu vs. Yani. Bu tecrübeler ve amcamın çocuksuz vefatı münasebetiyle bana kaldı işte duvardaki eski alet edevatlar. Dekor için hiç uğraşmadım. Zaten görünümleri başlı başına dekor. Aşçı kullanmadan Nisan 2112 de 5 yılı geride bırakacağız. Nereye kadar ben de bilmiyorum.

Bu arada, bir de mekânımızın sevgilisi var. 80 lik Levon Baba o da az katlanmadı yapılan işlere. Buranın Müdürü, benim manevi babam. Maşallahı vardır. Şimdilik iyi gidiyor. Sağlığı sıhhati yerindedir. Her akşam bir iki kadeh götürür. Hafta ortası A la cart’e Cumartesi günleri Greek, Jazz ve 70 li ve günümüz pop şarkılarını canlı müzik eşliğinde çalıyoruz. Fayton The Blacksmith Restaurant & Greek Tavern Kadıköy de içinde dans edilen ilk ve tek meyhanedir aslında. Utananlar olursa ilk dansı biz yapıyoruz. Mezelerimiz bize özeldir. RUM, ERMENİ VE ÇERKES mutfağına ait olup başka bir yerde bulunmaz. BALIK için ise sipariş verilmesi gerekiyor.

Arz ettim.

Saygılarımla,

Dr. Nezih Aslan